Ana Sayfa Türkiye Bahçeli’nin 'taslağı'

Bahçeli’nin ‘taslağı’

-

Ertuğrul Kürkçü yazdı: “Demek, Türk milleti, ‘Allah’ın lütfu’yla varlık bulmuş! O, “Gök Tengri” değil miydi? Bahçeli iktidar uğruna bütün faşist mitolojiyi de çöpe atıyor; taslağın başına bu ibareyi yazarak dünyevi işlere semavi kavramlarla nizam verme kapısını açıyor.

Türkiye’nin çoktan bir faşist diktatörlük olduğunu, zaten bir faşist diktatörlük olarak kurulduğunu savunanlar, bu tezin süregiden toplumsal ve siyasal çatışmayı açıklamaktan çok faşizmin iktidar yürüyüşünü çözümlemeyi ve onunla mücadeleyi güçleştirdiğini ileri sürenlere hep şu retorik soruyu sora gelirler: “Faşizm dememiz için başka ne olması gerekir”?

Gelecekte Devlet Bahçeli’nin, memlekete hizmetleri arasında bu sorunun herkes için anlaşılabilir uygulamalı bir yanıtını ortaya koymak üzere gösterdiği çabalar da tarihte hak ettiği yere kavuşacaktır. Meğer Türk faşizminin eşsiz dehası, bir yıldır boşuna ölü taklidi yapmıyor, “olması gerekenler” listesini tamamlamak için dikkatleri başka yöne çekerek, çalışıyormuş. Alın size, rakamsal obsesif zorlayıcı bozuklukla kamçılanmış yaratıcılığın son eseri: Cumhuriyetin 100. yılında, 100 maddelik “Yeni Anayasa.”

Gerçi, mevcut siyasal güç dengesi çerçevesinde Bahçeli ve MHP’nin cirminin memlekete “yeni anayasa” dayatmaya yetmeyeceğini görmek zor değil. Avrasya Araştırma’nın nisan kamuoyu yoklaması sonuçlarına göre, yüzdelik siyasal güç dağılım tablosu şöyle: “AKP  35,4, CHP  25,4, İYİ Parti 13,2, HDP  10,06, MHP  8,3, Gelecek Partisi  2,2, DEVA  2,2, Saadet  1,2, Diğerleri  1,5.”

Ama, Bahçeli’nin bunca gayreti de boşuna değil. Sürekli baş aşağı seyreden iktidar koalisyonunun göreli olarak daha hızlı çöküşe giden küçük ortağının bir “yeni anayasa” hikayesi ortaya atmaya cüret edişi bir saçmalık olsa da, sebepsiz değil. Bahçeli’nin “yeni anayasası” dört başı mamur bir yeni rejim hedefini ifade etmekten çok, önümüzdeki iki yılın mücadele gündemini belirlemede ön alma çabasını yansıtıyor. 

Öte yandan sürekli güç kaybediyor olması, MHP’nin, büyük ortağın da gerilediği koşullarda iktidardaki nüfuzunu otomatik olarak yitirmesine yol açmıyor.  İki parti de zayıfladıkça birbirlerine muhtaç, daha güçlü olan daha güçsüz olana daha da muhtaç hale geliyor. Erdoğan’ın bugün sahip olduğu güç kapasitesine Bahçeli sayesinde ulaştığını; 50+1’i elde etmek için gereken oy açığını yamamanın yanı sıra, “başkanlık” ihtiraslarına Anayasal formül üretmekte de başrolü Bahçeli ve MHP’nin oynadığını akılda tutmakta yarar var.

Bahçeli, 11 Ekim 2016’da, Erdoğan’ın “fiili başkanlık zorlaması”nın “her gün suç işleyen bir yönetim ve iktidar yapısı”na yol açtığından hareketle ona iki yoldan birini seçmeyi önermişti: “(…) Birincisi (…) Cumhurbaşkanı’nın yasal ve anayasal sınırlarına çekilmesi (…) Şayet bu olmayacaksa, ikinci olarak, fiili durumun hukuki boyut kazanabilmesinin süratle yol ve yöntemlerinin aranması (…)” İkincisinde karar kılındı.

Bahçeli, görünüşte bu desteği “bila bedel” veriyordu. “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi”ne hiç adımını atmadığı gibi, “Başdanışmanlar” arasında doğrudan doğruya MHP ile “iltisaklı” kişilerden de pek söz edilmedi. Ancak, MHP’li kadroların, İçişleri, Sağlık, Adalet, Milli Savunma bakanlıklarının kadrolarını istila ettikleri, MHP’li müteahhitlerin de kamu ihale pastasından paylarını koparttıkları bir sır değildi.  Bahçeli şimdi “100. yıl taslağıyla” el de yükseltiyor: “Evet ama yetmez” demeye getiriyor. Erdoğan’a memleketi bir “triumvira” ile yönetme şartını dayatıyor: İki MHP’li de, -taslağa göre “iki başkan yardımcısı” da- Erdoğan’la birlikte seçilecek. Dahası, yasamanın başına da bir “bağımsız TBMM Başkanı” getirilecek. Gözlerinizi kısarak baktığınızda, Bahçeli’nin gelecek iktidar tasavvurunda görüneni siz de görebilirsiniz: Beştepe’de kıskıvrak sarayına hapsedilmiş, devletin başı Erdoğan!

Bahçeli en çok iftihar ettiği anlaşılan, genel olarak memleketi baştan sona dalgalandırmayı ve bu çalkantı üzerinden iktidar payını büyütmeyi umduğu önerisini kendi sözleriyle şöyle sunuyor: “Başlangıca, ‘Allah’ın lütfu, kardeşlik ruhu ve vatan sevgisiyle varlık bulmuş biz, Türk Milleti’ düsturu ile giriş yapılmıştır.”

Demek, Türk milleti, ‘Allah’ın lütfu’yla varlık bulmuş! O, “Gök Tengri” değil miydi? Bahçeli, iktidar uğruna bütün faşist mitolojiyi de çöpe atıyor; taslağın başına bu ibareyi yazarak dünyevi işlere semavi kavramlarla nizam verme kapsını açıyor. Laik devlet ilkesini bir seferde yerle bir etme cüretinden yoksun olsa da ona ağır bir darbe indirmede siyasal İslam’ın önüne geçmeye hevesleniyor. Dahası, Anayasa tartışması halk katına indiğinde toplumu “Allah’a oy verenler” ile “Allah’a karşı koyanlar” diye iç savaş nizamında ayrıştırma kudurganlığını saklamaya bile yeltenmiyor. Ama bu ibarenin bir güncel kulbu da var. Siyasal söyleme 15 Temmuz bağlamında ve Erdoğan’ın ağzından giren “Allah’ın lütfu” lafını Anayasal lügate sokarken Bahçeli’nin Erdoğan’a hiçbir şey ima etmediğini düşünmesi için insanın Cunhurbaşkanı Başdanışmanı olması gerekir.

Devlet Bahçeli baraj altında limbo yaparken ortaya attığı bu taslakla bir yandan, kendi gücüyle gerçekleştirmeyi hayal bile edemeyeceği iktidar hamlesi uğruna bir din savaşını bile göze almaya hazır olduğunu ilan ediyor. Öte yandan AKP ve Erdoğan’ı onlar olmaksızın girişemeyeceği bu “savaş”a sürüklemek için ortağını, “liberal” dünya düzeniyle yeni bir uzlaşma arayışından tamamen uzaklaştıracak totaliter bir Anayasaya mecbur etmek üzere ön alıyor. Faşistlerin iktidar yürüyüşünün son virajlarına doğru yol alırken Allah’ı yardıma çağırmaları neredeyse bir kuraldır.  Avusturya’da faşizmin ilanı MHP’nin taslağındaki ibarenin tıpkısının aynısı bir ibarenin 1 Mayıs 1934’te Anayasanın başına yazılmasıyla başlamıştı: “Her yasanın kendisinden zuhur ettiği her şeye kadir olan Allah adına…”

Bahçeli faşizmin zaferi için elinden gelen gayreti esirgemese de başta tartıştığımız sorunun yanıtını hiçbir zaman tam olarak bilemeyecektir: Çünkü, faşizm, işçi sınıfını ve toplumu bir karşı devrimle yenmeden ve meşruiyetini onlara onaylatmadan zaferini ilan edemez. Bahçeli ve iktidar bloku halkı yenemeyecek, yenilecektir. Bu yenilginin, ilk adımı halkların faşizmin anayasa taslağını çöpe atmasıyla başlayacaktır.

Kaynak: Yeni Yaşam

Çok Okunanlar