Ana Sayfa Yazarlar Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Şaka mı ediyorsunuz? -

Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Şaka mı ediyorsunuz? –

-

Tarihte bir çok mücadele ve ödenen bedelle kazanılan özel günler var. Bunlar takvim yapraklarına düşmüş. Günü geldiğinde tarihin takvim yapraklarından düşüyor ve bize anımsatıyor. Kimi umutlu, mutlu bir sevincin özel bir günü, kimi bir acının, katliamın, kıyımın, ölümün özel bir günü. Kimisi de mücadeleyle kazanılmış, bedelleri ağır olsa da belleğimize nakış nakış işlenmiş direnişin, dayanışmanın, mücadelenin, zaferin özel bir günü. Emeğin bayramı 1 Mayıs, emekçi kadınlar günü 8 Mart, Büyük anti-faşist zafer günü 8 Mayıs, sansürün kaldırıldığı gün 20 Temmuz, Paris Komünü 18 Mart, Newroz 21 Mart, 17 Ekim (yeni takvime göre 7-8 Kasım), kimi ölüm günleri, doğum günleri… Daha burada adlarını yazmadığım günler de var. Bu özel günler takvime düştükçe kendi görev ve sorumluluklarımızı da anımsatır bizlere. Dünya basın özgürlüğü de böylesi günlerden biri.

Birleşmiş Milletler, 20 Aralık 1993’te, her yıl 3 Mayıs’ın, Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. 18 yıl olmuş Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilişine. Daha yeni sayılır. Johann Carolus’un 1605 yılında yayınladığı “aller Fürnemmen und gedenckwürdigen Historie” adlı gazetesi kâğıt üzerine basılan ilk gazete kabul edilmektedir. Johann Carolus, 1605 yılında, Strasburg Belediye Meclisi’nden kendisine “Tarihin nezih ve ilginç izafiyeti” adlı yazısını resmi olarak basabilmesi için izin vermesini istediğinde, gazetecilik tarihinin babası olacağını bilmiyordu. 500 yıllık bir tarihi var yazılı basının.

“İnsanlar ilk çağlardan beri, çevrelerine, dünyaya vermek istedikleri mesajları, yaşadıkları çağın kendilerine sunduğu şartlar ve kendi oluşturduğu bilgi, beceri ve teknik olanakların sınırları içinde iletmeye çalışmışlardır. İlk mağara resimleri, “hiyeroglif ” yazı türüyle günümüze kadar gelen tabletler, yazının gelişmesiyle birlikte daha sonraları papirüs ve parşömen üzerine yazılı metinler bunların yansımaları olmuştur. İlk ve Orta Çağlarda, “tellalların” kendilerine verilen iletileri kalabalıklara sözlü olarak aktardığı duyurular; Roma İmparatorluğu’nda Senato kararlarının halka sözlü ve yazılı olarak aktarıldığı ‘Akta Pulica’ ve daha sonraları ‘Acta Diurna’ gibi örnekler, (bir tür resmi haber bültenleri de olsalar), bu yöndeki gelişmelerin sonucunda ortaya çıkmışlardır. Gazetelerin öncüleri olan haber mektupları, 13. Yüzyılla beraber görülmeye başlanmışsa da, önceleri elle yazılarak çoğaltılmışlar, esas olarak da matbaanın icadından sonra yaygınlaşmışlardır. Tacirlere, bankerlere ve gemicilere haber sağlayan bir araç olan ve özellikle onların bu anlamdaki gereksinimlerini karşılamak amacıyla ortaya çıkan haber mektupları, gazeteciliğin 134 doğuşunda ve 17. Yüzyılla birlikte görülmeye başlayan gazetelerin gelişiminde de çok önemli bir rol oynamıştır. İlk gazetelere yönelik bilgiler farklı olmasına karşın birçok kaynakta, Antwerp’te 1605’te ticari bültenden doğduğu düşünülen bir haftalık gazete olan Niuewe Tijdingen ile Bremen yakınlarındaki Augusburg’da 1609’da yayımlanan Avis Relation Oder Zeitung’un adları geçmektedir. (Mediahistory, 2008; Tokgöz, 2006) İngilizce yayımlanan ilk gazeteler arasında, İngiltere’de 1665’te çıkan“Oxford Gazzette” ile ilk Amerikan gazetesi “Public Occurrences” (sadece bir sayı çıkmıştır) ve ilk İngilizce günlük gazete olarak da, 1702’de yayımlanan “The Daily Courant” sayılmaktadır” (Mediahistory, 2008) (Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZÇAĞLAYAN Gazetelerin Gelişimi ve Gazeteciliğin Geleceği,Yeni Teknolojiler ve Medya Ekonomisi Açısından Genel Bir Değerlendirme) demektedir.

Yaşadığımız coğrafyada ise 200 yıl sonra ilk gazete çıkmıştır. Bu konuda değerli araştırmacı Emin Karaca Journo sitesindeki 15 Eylül 2020 tarihli bir yazısında “Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve bugünkü Türkiye topraklarında çıkan ilk gazete, devletin resmi yayın organı olan ve 1831’den itibaren yayımlanan Takvim-i Vekâyi idi. 9 yıl sonra Ceride-i Havadis yayımlanmaya başladı. “Gazete” yerine “ceride” sözcüğünün kullanıldığı o günlerde bu yayın, bir İngiliz vatandaşı tarafından kurulsa da, “Türkiye’nin ilk özel gazetesi” oldu. 1860’da yayın hayatına başlayan Tercüman-ı Ahvâl ise Osmanlı Devleti’nde bir Türk vatandaşının çıkardığı ilk özel Türkçe gazete olarak tarihe geçti. Ardından diğerleri geldi: Tasvir-i Efkâr, Muhbir, Basiret, İbre…“ diye yazmaktadır.

Kapitalist emperyalist dünyanın hemen hemen her ülkesinde “basın özgürlüğü” sorunu var. Medya tekellerinin egemenliği altında “basın özgürlüğü”nden söz etmek zor. Varlık Özmenek, Ceylan yayınlarında çıkan “Medya Terörizm ve Büyük Soygun’da Medya“ adlı kitabında bu konuyu enine boyuna inceleyip okura sunmuştur.

Mücadeleyle kazanılmış kimi haklar var, hukuki kimi sınırlar çizilmiş, hepsi o kadar. Hemen her ülkede basın ve çalışanları, gazeteciler, yazarlar üzerinde “çerçevesi çizilmiş”, çizilmek istenmiş, baskı ve şiddete, gözaltı ve tutuklamaya, kurşunlara hedef olmuş bir basın ve basın çalışanları var bu dünyada. Öyküleri, romanları, şiirleriyle karanlığa kalemiyle ışık tutmaya çalışan Sabahattin Ali’siz kaldı basın dünyası bu dünyada. Kalemini temkinli kullanan, “iki aşırı uca da karşıyım” deyip her iki tarafı da yer yer eşitleyen Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Turan Dursun’suz kaldı basın dünyası bu dünyada. Kalemini varlığını ispat için kullanan, kimliğini ve kültürünü ispat için mahkemeden mahkemeye, hapishaneden hapishaneye süründürülen Musa Anter’siz; işçi grevlerinden öğrenci boykotlarına, miting meydanlarından Cumartesi Anneleri’ne haber için, haber hakkı için direnen Metin Göktepe’siz; ömrü öldürüldüklerini ispatlama direnciyle, kardeşliği yüzleşmeyle örme çabasıyla, güvercin tedirginliğiyle yazarken gazetesinin sokağında canına kastedilen Hrant Dink’siz kaldı basın dünyası bu dünyada.

Bugün “Dünya Basın Özgürlüğü” günü. Özellikle işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen halkların sesi olan yasaklı yayınlar var hala dünyamızda. Yasaklanan yayınlar var. Sansürlenen yazılar, yasaklı kelimeler var. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu, 2020 yılına ilişkin hazırladığı raporda, dünya genelinde 65 gazetecinin görevini yaparken öldürüldüğünü, 229 gazetecinin ise tutuklu olduğunu ortaya koydu. Raporda, Türkiye en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülke oldu. Rapora göre dünya genelinde 65 gazeteci mesleklerini icra ederken öldürüldü. IFJ’nin öldürülen gazetecilerle ilgili kayıt tutmaya başladığı 1990 yılından bu yana görevi başında öldürülen gazetecilerin toplam sayısı 2 bin 680’e yükselmiş oldu. IFJ Genel Sekreteri Bellanger, “Demokrasi adını hak eden hiçbir ülke, ifade özgürlüğü aracılarını hapse atamaz” diye konuştu.

İnsanların türkülerini söyleme hak ve özgürlüğü gibi, haber yapma, yazma, çizme, kalemini kamerasını, fotoğraf makinesini emekçi insanlık için kendi dilinde yerelden evrensele ırkçılığa, ayrımcılığa ve her türden gericiliğe karşı sansürsüz kullanma hak ve özgürlüğü olması için birlikte mücadele hem basının, basın emekçilerinin hem de haber alma, okuma, öğrenme hakkı elinden alınan, alınmak istenen işçi ve emekçilerin, tüm ezilenlerin görevi ve sorumluluğu.

Kuşlar kadar sınırsız olabilsek, kuşlar kadar sansürsüz konuşabilsek, kuşlar kadar, söyleyebilsek türkümüzü, gökyüzünün maviliğine, yeryüzünün çiçekli dallarıyla yeşilliğine, denizlerin dalgasına kuşlar kadar kanat çırpabilsek, dünya daha güzel, yaşamak daha anlamlı, sevmek daha değerli olurdu.

Günü güne kavuşturan gecesi gündüzü ile kuşların dünyasını çalmayalım ve karartmayalım, kendi umut ettiklerimiz için çalışıp çabalayıp daha çok mücadele edilmeli özgürlüğün tüm alanları ve sınırlarında özgürce.

Bunu anımsamaktır günü anlamlı kılan. Bunu yaşamak ve yaşatmaktır.

Çok Okunanlar