HDP sadece “Kürt Partisi” olsaydı bunlar olur muydu? – Ahmet Dağlı

Türkiye`de Kürtlerin en önemli sorunu, ulusal varoluşlarını gerçekleştirip Kürtleşememeleridir.

Kürt geleneğinden gelen diğer partiler gibi HDP de sadece “Kürt sorunu” eksenli bir parti olsaydı yaşadıklarını gene de yaşar mıydı? Bu soruya “yaşardı” diye cevap vereceklerin çoğunlukta olacağını tahmin edebiliyorum.

“Seni başkan yaptırmayacağız” söyleminin HDP’nin bedel ödemesindeki etkisi yadsınamaz. Fakat bununla birlikte, müzakereler sürecinde iktidarın uzunca bir süre Kürdistan söylemlerine dahi tırnak içinde “tahammül” gösterdiği de bir gerçek.

Peki ne oldu da her şey bir anda ters yüz oldu? Ben derinliklere girip ,devletin kurduğu kalekolları ,yurtsever gençliğin hendek ataklarını gerekçe olarak yeterli görmeyenlerdenim.

Kürt hareketi tarihinde çoğulculuğu hayata geçirmekte farklı düşünenlerle ortak hareket etmekte hep yetersiz kalmıştır. Güç eşitsizliklerinin de etkisiyle hep “ben” tarafı ağır basmış, başka siyasi öznelerle birlikte girişilen işlerde çoğulculuğu işletmek yerine “çok” olmanın belirleyici kolaylığına kapılıp başlangıçtaki niyetlerden uzaklaşılmıştır.

İlk defa HDP’de bu zaafa uzak durulmuş ve hem diğer örgütlü güçlerin hem de bireylerin kendilerini katabilecekleri, var edebilecekleri bir yapı oluşturulabilmiştir. Çok olmanın kolaycı avantajlarına teslim olunmadan diğer örgütlü yapıların temsilcilerinden bireylere kadar pek çok siyasal öznenin belirleyici mekanizmalarda var olabilme durumu hayata geçirilebilmiştir. Hatta partilerin en çekişmeli tarafı olan milletvekili listelerine bile birey ağırlığını hissettirmiş, oy potansiyeline bakmadan bir çok birey bu çerçevede vekil olma olanağı bulmuştur.

HDP ilk defa Kürt illeri sınırlarını aşarak Kocaeli, Bursa, İstanbul, İzmir’de varlık göstermiştir. Hatta birçok olmaz denilen il ve ilçede de etkili oylar alma ataklığını göstermiştir.

HDP sendikalar, meslek örgütleri, inanç grupları, KHK mağdurları, sivil toplum örgütleri, sosyalist partiler v.b. yapılarla bağlar kurmuş, bu yapıları tercihsizlikten kaynaklı CHP mecburiyetinden çekip alma çabası içinde olmuştur.

HDP’li kadınlar siyasette en görünür konumlarda rol alabilmiş, yine sokak ve işçi sınıfı alanlarından gelen SYKP, ESP gibi parti ve oluşumlarla bağını güçlü tutarak onların alan tecrübelerinden yararlanmıştır.

Diktatörü ne korkuttu?

Yani işin özü egemenlerin ve derin devletin, ergenekonun, ittihat terakkinin, ihvancıların ittifak ile çizdiği ve geçmişten beri HDP’ye sundukları “kürtçü ve bölgeci” olma sınırında HDP’yi tutamamışlardır. Saldırılabilir hazır düşmanı, Türk toplumunu diğer problemlerinden çıkarıp tekçi zihniyetle ve ırkçılıkla rahatlıkla manipüle edebildikleri pozisyonda tutamamanın telaşıyla saldırganlaşmışlardır. Bu günlerin, yani Kürtlere ve emekçi kesimlere karşı pervasız faşizmin önünü açan bu çarşıya uymayan evdeki hesapları olmuştur.

HDP ve Kürt halkı ulusal mücadelelerin tarihinde eşine az rastlanır şekilde, ulusal varoluşa büyük bir gereksinimi olmasına rağmen, “Kürtleşme” parantezine sıkışmamış, bu coğrafyadaki ezilenlerin ve emekçilerin sesi olmayı önüne koymayı borç bilmiştir .

Diktatöre asıl korkuyu Kürdistanlaşma çabalarıyla beraber Antalya’da, Samsun’da, Artvin’de, Hatay’da sallanan HDP bayrakları vermiştir.

Dikatatöre asıl korkuyu, HDP’nin Alevilerin, işçi sınıfının, Ermenilerin, Süryanilerin, mazlum samimi dindar kesimlerin sesi olma çabası vermiştir.

Diktatöre asıl korkuyu her türlü birliği bozma girişimlerine rağmen SYKP, ESP gibi sosyalist yapıların, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, demokrasi cephesindekilerin, bireylerin özverili bir şekilde HDP’nin yanında durmaları vermiştir.

HDP yalnız Kürt partisi olsaydı bu yaşananların tarihi faşizmle dolu olan devletçe Kürt halkına yaşatılacağı bir gerçektir. Diğer bir gerçek de HDP’nin ve bileşenlerinin yarattığı bu cephenin onları titretmiş olduğudur. Korkunun ecele faydası yok. Kendi sonunu hazırlayan diktatör, düşman gördüğünü geliştirirken, kendisini de kendi celladına dönüştürmüştür.

21 Mart 2021

En Çok Okunan