Ana Sayfa Avrupa Kadınlara oy hakkından #MeToo ve #BalanceTonPorc’a İsviçreli kadınlar neleri tartışıyor? – Hüseyin...

Kadınlara oy hakkından #MeToo ve #BalanceTonPorc’a İsviçreli kadınlar neleri tartışıyor? – Hüseyin Bektaş

Berne Suisse 14 juin 2020.

Tarihçi Brigitte Studer’e göre, İsviçre kadın hareketi, birtakım özgünlükleriyle birlikte, dünyadaki kadın hareketi ve mücadele kronolojisini aşağı yukarı takip eden bir çizgi izlemiştir.[1] Kadın mücadelesinin dünyada ve İsviçre’de belli başlı dört tarihsel dönem-dalga şeklinde gelişim gösterdiğine işaret edilmektedir. Kadınların 1971 yılında federal düzeyde oy hakkını kazanmasından bu yana üç jenerasyon, 1971 oy hakkı, 1991 kadın grevi, 2021 yeni feminizm formlarıyla kadın mücadelesi zengin deneyim, birikim ve çoğulcu bir yapı içinde oluşmuştur.   

Birinci dalga feminizm kadınların oy hakkı için mücadele eden (le mouvement des suffragettes – kadınlar için oy hakkı hareketi) kuşakları ve mücadeleyi temsil etmektedir. Bu birinci dalga feminizm XIX.yy. sonlarından başlayarak, XX.yy. ilk yarılarına kadar süren ve temel hedefi kadınların kamusal alana çıkması, yasalar önünden kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasıdır.

 İkinci dalga feminizm (MLF- Kadın özgürlük hareketi) ise 1960-70’lerden başlayan daha çok kadın bedenin özgürleştirilmesi taleplerini merkeze alan bir mücadeleyi temsil etmektedir. İkinci dalga feminizm, patriarkal (erkek egemen) sistemin temeline ilişkin eleştirel bir pozisyon almakta ve erkek egemen sistem ve bakış açısı değiştirilmeden kadınların özgürlüğünün sağlanamayacağını, kazanılan kimi hakların kalıcı olamayacağını, sosyal hayatta karşılık bulamayacağını savunmaktadır. Fakat bu süreçleri birbirinden net çizgilerle ayırmak tabi ki mümkün değil, geçiş dönemlerinden, bazı taleplerin birlikte savunulduğunu da görmekteyiz. İlk dalga daha çok kurumsal sınırlar içerisinde çözümler ararken, yerleşik kurumsal yapılarla bir çatışma içerisine girmezken, buna karşın ikici dalga daha çok radikal bir feminizm olarak kabul edilmektedir. Bu hareket, daha gelenekçi, reformist olarak kabul edilen, eski jenerasyondan kadınlarla birlikte mücadele edip, onların taleplerini de içerirken, özellikle kadın bedeni ile ilgili olarak daha radikal taleplerde bulunuyor. Bunlar doğum kontrol hakkı, kürtaj hakkı, evlilik mekanizması, çocuk yapıp-yapmama, aile kurup-kurmama, gibi taleplerdir. Bu dönemde kadınların bu hakların kazanımı, serbest kullanımı için mücadele ettiğini görmekle birlikte, kadın hareketlerinin aynı zamanda “eşit işe eşit ücret” gibi ekonomik ve sosyal talepleri de dillendirildiğini görmekteyiz.

Üçüncü dalga feminizm (yenilenmeci feminizm olarak da tanımlanan) daha çok farklılıklara karşı duyarlılığı temel alan bir yaklaşımı ifade eder.  Bahsi geçen kadınlar arasındaki farklılıklar: sınıfsal (üretim araçları karşısındaki konum, iş alanındaki pozisyon, maaş durumu), ulusal kimlik, etnik köken, göçmen (kimliksiz), aile durumu (evli, boşanmış, çocukla yalnız yaşayan) vb. gibi kadınlar arasındaki bu farklılıkların dışında ayrıca cinsel tercihlerden (LGBTIQ+) kaynaklanan farklılıklara yönelik açılım yapmaktadır. Bundan dolayı tek bir “kadından” ve “kadın mücadelesin” den bahsetmenin mümkün olmadığı, farklı gerçekliklere sahip olan “kadınların” olduğu ve bunu temel alan da “kadınlar” ve “kadın mücadeleleri” olduğunu savunmaktadır. Bu yaklaşımların ortak noktası ise, hangi gerçeklikten kaynağını alırsa alsın, kadınların çoklu, katmalı bir ayrımcılık, ezilmişlik yaşadığı ve bu somut durumdan dolayı da kadın hareketin çoğulcu mücadelesinin kapsayıcı bir perspektif, program ve örgütlenme araçlarına sahip olması gerekliliği sonuncuna varmaktadır. Fakat bu hareketin, kendisinden önceki iki feminist dalgaya göre, daha çok bölümlere ve parçalara ayrıldığını görüyoruz.

Özet olarak bu teorik konsept “İntersectionnalité” (enterseksiyonalite) olarak tanımlanır. Amerika’da yaşayan Afrika kökenli üniversiteli bir feministe olan Kimberlé Williams Crenshaw 1989’da yazdığı bir makale ile bu konsepti önermektedir. Sosyoloji, tarih ve politik alanlar başta olmak üzere bu kavram birçok bilimsel makaleden yaygın bir şekilde kullanılmakta, özellikle feminist harekette geniş bir kullanım alanı bulmaktadır. Bu kavramı şu şekilde tanımlamak mümkündür: toplumda birey aynı andan bir den çok tahakküm, baskı ve ayrımcılık durumuna maruz kalmaktadır ve bunların hepsi birlerine bağlıdır. Cinsiyet, ırk, sınıf veya cinsel yönelim gibi sosyal farklılıklardan kaynaklanan ayrımcılık ve baskılar birbirlerinden ayrılamazlar, bunlar birlikte ve karşılıklı ilişkileri içerisinden ele alınamaz ve incelenemezlerse doğru bir şekilde kavranamaz ve açıklamazlar.

Son ve dördüncü dalga olarak kabul edilen feminizm ise, 2012’den itibaren başlayan, sokaklarda, işyerlerinden, toplu taşıma araçlarında yaşanan kadınlara yönelik cinsel tacizler; değişik alanlarda, başta medya, sinema ve üniversite kampüslerinde kadınların karşı karşıya kaldığı cinsel saldırıların, yoğun bir şekilde, özellikle sosyal medya üzerinden deşifre edilmesi ile başladığı kabul edilmektedir. Bu dördüncü dalga feminizmin önemli sloganlarında biri “kadınlar için adalet” talebinin merkezinde olduğu ve bu çerçevede kadına yönelik şiddet, cinsel tacizlerin ve tecavüzlerin yeni iletişim araçlarının sağladığı olanaklardan da yararlanarak en yaygın şekilde deşifre edilmesidir. Ana akslardan “la misogynie” (kadın düşmanlığı-kadının aşağılanması), “le féminicide” (kadın kırımı-cinayeti) gibi kavramlarla tanımlanan, kadınlara yönelik şiddetin, ulusal ve uluslararası hukukça tanınması ve cezalandırılmasıdır. Bu süreçte öne çıkan kampanyalarla (#MeToo, #BalanceTonPorc vb.) amaçlanan bütün kurum (sendika, dernek, meslek odaları, siyasi partiler, üniversiteler, kamu kurumaları vb.) ve alanlarda (medya, sinema, edebiyat, spor vb.) kadınlara yönelen cinsel ve cinsiyetçi dil, davranış ve eylemlerin ortaya çıkartılması, kamuoyunda deşifre edilmesi ve böylece bir duyarlılığın oluşturulmasıdır. Kadınların bu yaygın deşifrasyon isteği, “baş kırılır fes içinde, kol kırılır yen içinde kalır” politikalarına radikal bir son verme isteği ve arzusunun yanında, aynı zamanda, kadınlara yönelik baskı, taciz ve tecavüz vakalarının sanıldığından fazla olduğu ve bunların görünür kılınması ihtiyacından kaynağını alır.

Dünyanın en eski demokrasilerinden birine sahip olmakla övünen ve bununla gurur duyan İsviçre demokrasisinin uzun bir süre “yarım” demokrasi olduğu bugün açık bir şekilde dillendirilmektedir. Toplumun yarısının seçme ve seçilme hakkı gibi temel bir haktan bu kadar uzun bir süre boyunca yoksun bırakılması bugün toplumun büyük bir kesimi tarafından anlaşılamaz-kabul edilemez olarak görülmektedir. Yine bu konu üzerinde çalışma yapan araştırmacıların Avrupa’nın diğer ülkelerinde bu hakkın daha erken kadınlar tarafından kazanılmasının bu hakkın üst yapıdan yapılan doğrudan değişikliklerle yapılmış olmasına bağlamaktadır. Eğer diğer Avrupa ülkelerinden de bu talep İsviçre’de olduğu gibi halk oylamasına sunulmuş olsaydı durumun belki de çok da farklı olmayabileceğini bu ülkelerdeki kadın talep ve mücadelelerine karşı o dönemde verilen reaksiyonlara bakarak öne sürmekteler. Bununla birlikte yine de İsviçre’deki sürecin çok ağır işlediğini ve bunun sadece ülkenin politik yapısı, doğrudan demokrasi (halk oylamaları) vb. ile açıklamanın yetersiz kalacağı belirtirken, asıl nedenin erkeklerin ayrıcalıklarını kadınlarla paylaşmak istememesi, topluma yerleştirilen toplumsal rollerin hafızalardaki derin etkisinin önemli olduğu özerinden durulmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde oluşturulan sosyal ve toplumsal roller bu ülkede tüm kesimlere ve hafızalara çok güçlü bir şekilde işlenmiş ve toplumsal rollerin dağılımı artık “doğal” olarak kabul görmüş değiştirilmesinin teklif edile bilmesi dahi imkân dışından tutulmuştur. Bu bakış açısından dolayıdır ki, son zamana kadar, federal düzeyde parlamento veya konsey herhangi bir yasa teklifi oluşturmamıştır.    

La Grève féministe et des femmes exige l’inscription de la notion de consentement dans la révision du code pénal. (Photo d’archive)
KEYSTONE/MAGALI GIRARDIN

Fiziksel ya da zihinsel handikap-engeller demokratik (politik) hakların kullanılması önünde engel değildir!

Tarihçi Brigitte Studer’e göre kapsayıcı ve moderne bir demokrasinin tamamlanması için, İsviçre’de üç kategorinin halen kapsanamadığını savunmaktadır. Bunlar: göçmenler-yabancılar, 18 yaşın altındaki gençler ve son olarakta psişik veya zihinsel engellilerdir.[2] İsciçre’de bu üç kategori oy kullanma hakkından halen büyük oranda yoksun durumdadır. Başta Fransa, Avusturya, İtalya, İngiltere, İspanya gibi birçok Avrupa ülkesinde düşünsel veya fiziksel engeller politik hakların kullanılması önünde herhangi bir engel oluşturmamaktadır. İsviçre’de, Cenevre Kasım 2020’deki bir halk oylaması ile (%75) bu hakkı düşünsel engelli vatandaşlarına tanıyan ilk kanton oldu.[3] Ayrıca Birleşmiş Milletlerinin, kapsayıcılık çerçevesinde, Engelli Haklarını düzenleyen sözleşmesi gereği olaraktan, ülke muhtemelen federal düzeyde de bazı düzenlemelere önümüzdeki süreçte gitmek zorunda kalacaktır.

1988’de İsviçre Konfederasyonun ilk kadın başkanı olan Ruth Dreifuss’a göre kadın mücadelesi ve geleceği, dün olduğu gibi bugünde, cinsler arasındaki eşitlik, cinsel tercihlerin özgür bir şekilde yapılması, tüm sosyal haklar için ortak mücadele ve uluslararası bir vizyon çerçevesinde bu mücadeleleri sürdürmektir. Bunun yanında son dalga feministeler bu tarihsel birikim ve sürekliliğe vurgu yaparken, bütün alanlarda yeniden bir yapılanmaya, yenilenmeye gitmenin kaçınılmaz olduğu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunun ön koşulunun ise bütün alanlarda tarihsel, ekonomik, sosyolojik, felsefi, örgütsel vb. olarak bir “déconstruction” dekonstrüksiyon sürecine girmekten geçeceğine vurgu yapmaktalar. Eski alışkınlıklar, yapılar, hafızalar sorgulanmadan, bozulmadan, bunların yerine yenilerinin konulmasının zor, hatta nedeyse imkânsız olduğu üzerinde durulmaktadır.

Lozan, 13.02.2021


[1] STUDER Brigitte, La conquête d’un droit : Le suffrage féminin en Suisse (1848-1971), Editions Livreo-Alphil, 2021.

[2] https://www.rts.ch/play/radio/linvite-du-12h30/audio/brigitte-studer-presente-son-livre-la-conquete-dun-droit–le-suffrage-feminin-en-suisse?id=11928281, consulte, le 13.02.2021.

[3] https://www.swissinfo.ch/fre/votation-cantonale-gen%C3%A8ve_%C3%A0-gen%C3%A8ve–les-handicap%C3%A9s-ne-seront-plus-priv%C3%A9s-de-vote/46192142, consulte, le 13.02.2021

- Advertisement -

En Çok Okunan