Ne sessizliğe gömülüyoruz ne de 7 Marta dönüyoruz! – Perihan Baçaru

Her yıl olduğu gibi bu yılda dünyanın dört bir yanında kadınlar pandemiye rağmen 8 Martta alanlara çıkarak eşit hak ve özgürlüklere dair taleplerini dile getirdiler. 

Çok farklı kesimlerden kadınların, LGBTİ+ larında bir arada olduğu, farklı renkleri, dilleri ve talepleriyle eylemlerde yer alan kadınlar bir öncekinden daha öfkeli daha isyankardılar. Kadınların isyanı cins kırımına dönüşen kadın katliamlarına ve onu besleyen erkek egemen kapitalist sisteme, sistemin dayattığı köleliğe idi.

Her yıl olduğu gibi bu yılda, “8 Mart’ta kadınlar alanlara çıkıyorlar ama değişen ne oluyor?

8 Mart’tan, 8 Mart’a… 8 Mart geçene kadar sesinizi çıkarmayın erkekler… Nasıl olsa 9 Mart 7 Mart’ın devamı olacak…”gibi sözlere ve kimi acımasız eleştirilere şahit olduk. Bu sözleri dillendiren çokça erkek olsa da sadece erkekler değil kadınlarda var.

Son söyleyeceğimi baştan söylemek istiyorum.

Zannetmeyin ki kadınların mücadelesi sadece bir günden ibaret. Kadınlar 8 Mart’ta alanlara çıktı ve 9 Martta sessizliğe gömüldü. Unutmayın “her sessizliğin arkası daha büyük bir fırtınanın habercisi” olsa da ne sessizliğe gömülmüyoruz ne de 7 Mart’a dönüyoruz.

Çünkü; kadın mücadelesi kaybettiklerimizi kazanana, bizden çalınanı geri alana, onurlu bir yaşamı, eşitlikten, özgürlükten, barıştan yana bir geleceği örene kadar devam edecek uzun soluklu bir özgürlük mücadelesi. 

8 Mart herhangi bir gün değil, çok daha fazlasıdır!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ne sadece New York dokuma işçileri anısına ilan edilen herhangi bir gün, ne de kadın mücadelesinin sadece tek bir güne sıkıştırılmasıdır!

Çok daha fazlasıdır!

Çoğul ve çoklu bir mücadeledir. Özgürleşmenin manifestosunu yazmaktır.

8 Mart kadını ikinci cins haline getiren 5 bin yıllık köleliğe ve ezilmeye karşı isyandır. 

Kadınların, LGBTİ+ların hayatlarını kuşatan, kadın emeğini değersizleştirerek daha fazla sömürülmesine neden olan patriyarkaya ve kapitalist sömürüye karşı bir duruştur.

Sadece 8 Martlardaki bir günlük kadın grevinde bile, kadınlar ev işlerini yüzüstü bıraktığında, ücretli emek piyasasında üretimi durdurduğunda, hayatın nasıl durduğunu ve kadınların nasıl bir güce sahip olduğunu göstermektir. Görünmeyen emeğin görünür kılınması mücadelesidir.

Kadın düşmanı iktidarların kadını erkeğin denetimine sokmak için meşrulaştırdığı baskıya, şiddete, taciz ve tecavüzlere karşı direnmektir.

Kadınları sindiren, hayatlarını felç eden, baskı altına alan, yaşamına çizilen sınırlara, koyulan kurallara, ataerkil toplumun dayattığı o köhnemiş ahlak ve namus anlayışına karşı baş kaldırmaktır. Toplumsal cinsiyete dair öğretilmiş kadınlık ve erkeklik rolleri ile yüzleşmektir, sorgulamaktır.

Eşitlik fıtrata terstir diyenlere karşı inadına özgürlüğün manifestosunu yazmaktır.  

Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir, geceleri de sokakları da istiyoruz, söyleminde gizlidir 8 Mart. 

Cins kırımına karşı inatla, “İstanbul Sözleşmesini Uygula demektir. Korkmadan nefes almak ve yaşamak içindir kadın mücadelesinde ısrarımız. 

Alevi, Kürt, Ermeni, göçmen, Afrikalı, LGBTİ+ lar gibi farklı kimliklerimizle ve renklerimizle çok yönlü eziliş biçimine, ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı “Birlikte Güçlüyüz” demektir.

Polonya’da kürtaj yasağını protesto eden milyonlarca kadından birinin elinde “keşke devletimi aldırabilseydim” sözünün özünde saklıdır, kadının isyanın nedeni.                     Erkekten ve egemenlerden yana yazılan tarihin kadın diliyle ve mor renklerle yeniden yazılması mücadelesidir.

İşte bu yüzden 8 Mart tek bir günlük değil uzun soluklu bir mücadeledir.

Clara Zetkin’in söylemiyle, “yaşamın olduğu her yerde var olmak” değiştirmek için mücadele etmektir.

Feminist Gece Yürüyüşünde, kadınları ritimli dans ettikleri için gözaltına alan iktidarın korkusunda yatar kadın hareketinin gücü!

Erkek- devlet şiddetinin dünyanın dört bir yanındaki saldırıları bu yüzden değilse nedendir?

Erkek- devlet her yerde aynı! 

Türkiye’de sokaklara çıkan kadınlara saldıran erkek iktidarla, İngiltere’de Sarah Everard’ın öldürülmesini protesto eden kadınlara polisleri saldırtan erkek iktidarda aynı yerden beslenir.

Kadın ve Yurttaşlık Hakları Bildirisi yazdığı için idam edilen, Olympe de Gouges’in,

Adam, sen, adil olabilir misin? Sana bu soruyu bir kadın soruyor. Söyle bana, benim cinsimi baskı altına alan, kerameti kendinden menkul iktidarı kim verdi sana? Gücün mü? Yeteneklerin mi?” sorusu ve bu öfke dolu sözlerinin üzerinden iki yüz yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen halen “erkek adalet değil; gerçek adalet istiyoruz” diyen kadınlara saldırılarının nedeni aynıdır.

Erkek-devletin kadınlara saldırılarının nedeni kadınlardaki değiştirme gücü ve dinamiğin farkında olmalarındandır.  Bu yüzden kadınların sokaklara çıkmasını, bilinçlenip örgütlenmesini, örgütlenip güçlenmesini kendileri için tehlike olarak görüyorlar.

Örgütlenen ve direnen kadınları bastırmaya, yalnızlaştırmaya, ötekileştirmeye uğraşmaları da bu yüzden.

Hatta kadın mücadelesini küçümseyen, bolca akıl vermeye çalışan kimi erkeklerde cabası.

Kadınlara akıl verip durmayın beyler!

Kadınlara akıl vermek için harcadığınız enerjinin birazını olsun içinizdeki erkeklikle ve seve seve elinizde tuttuğunuz o erkek egemen iktidarınızla yüzleşmeye harcayın. 

Kadınlara akıl verme yerine cinsiyetçi kalıplardan kurtulmaya çalışın, patriyarkanın size sunduğu ayrıcalıklarınızdan vaz geçmeyi öğrenin.

Kendinizi, erkeklik rollerinizi, kullandığınız dili, dilin içindeki cinsiyetçiliği, şiddeti, “erkekçe” ve rekabetçi siyaset yapış tarzını sorgulayın. Bu tarzla kadınları siyasetten ve politikadan nasıl uzaklaştırdığınızla bir kere olsun yüzleşin.

Sadece kadınlara tecavüzlerde değil, çocuklara tecavüzlerde de neden sokaklara çıkıp sesinizi yükseltmediğinizle, eylemler organize etmediğinizle bir kerecik olsun yüzleşin! 

Yüzleşirseniz inanın dünya çok daha güzel olacak.

İnsan Haklarıyla ahkam kesmeyin. Uygulayın. 

Kadın mücadelesinden, feminizmden korkmayın!

Sadece kadınlar için değil erkekler içinde elzem olan her türden ezilme ve sömürüye karşı eşit, özgür bir dünya tahayyüllerini ilmek, ilmek örmek için feminist kadın mücadelesinden korkmayın.

Biz kadınlar için Rosa’nın dediği gibi, bütün mesele var olmak ya da olmamak.

Onun için her zaman her yerde alanlarda olacağız.

Sessizliğe gömülmeyeceğiz! 

Bir de Dayanışmayı Yükselteceğiz!

En Çok Okunan